http://ttlink.com/mp3donustur https://www.graphis.com/bio/mp3-donusturucu/ https://ko-fi.com/mp3donusturucu https://www.youmagine.com/mp3-donusturucu/designs https://wakelet.com/@mp3doenuestueruecue456 https://godotengine.org/qa/user/mp3donustur https://www.jigsawplanet.com/mp3donustur?viewas=3e61a08f27a9 https://www.slideserve.com/mp32
https://www.sporunuyap7.com/sitemap_index.xml
Dilimizi Koruyalım, Türkçeyi Nasıl Koruyabiliriz - Rüya Tabirleri
Anasayfa » Haber » Dilimizi Koruyalım, Türkçeyi Nasıl Koruyabiliriz

Dilimizi Koruyalım, Türkçeyi Nasıl Koruyabiliriz

Hatta bu başlığı seçerken “Acaba kavram olarak bir hataya sebep olabilir mi?” Uzun süre tereddüt ettim. Çünkü sadece savunmasız ve bakıma muhtaç olan korunur. Bu konuşmamla dilimizin aciz ve korunmaya muhtaç olduğunu aşağılamış mıydım? Kesinlikle değil. Dilimizin tarih boyunca zengin bir kültür, bilim ve sanat dili olarak var olduğunu ve sonsuza kadar da var olmaya devam edeceğini biliyorum. Ancak dilimizin zaman içerisinde yaşanan sorunlar neticesinde kirlenmeye başladığı da kimsenin göz ardı edemeyeceği acı bir gerçektir. Kafamızı kuma gömerek bunu görmezden gelmek başlı başına cehalettir. Nedenleri ve nedenleri üzerinde durmayacağım. Amacım bu cehalete bir son vermek ve toplumdaki yavaş yavaş kaybolan dil bilincini yeniden canlandırmak, alacakaranlıkta dilimizin adına bir mum yakmak, onun ışıltısını parlatmaktır. yapabildiğim kadar.

Bugün dilimizin kelime sayısının 75.000 olduğunu düşünürsek (TDK Türkçe Sözlük 1998) ve bu kelime dağarcığımızda sadece 200-300 kelime ile yetinirsek, en fazla 500, sayfalar arası kalanını, yabancı karşılıklarını da sayarsak; Gerektiğinde “muhteşem”, üzerine gidemeyeceğiz. Yabancı kelimelerin istilasının yarattığı işaretlerle sokaklarımızın bize yabancılaştığından şikayet etmeye hakkımız yok. Tarih kayıtlarına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde işgal döneminde İstanbul sokaklarının resimleri böyleydi. Diyelim ki o zamanlar mutlak bir gereklilikti. ya da bugün! Tarif arifeye ihtiyaç duymaz. Tarihten ders alamayan bir milletin, geçmişini kaybettiği için gelecekten söz etmeye hakkı yoktur. O tarih bir daha yazılmayacak.

Dilimize sahip çıkalım ama bağnaz bir tavır göstererek değil. Dil topluma aittir. Halkın muhalefeti bir ikilem yaratıyor. Yanlış ama yaygın kullanımın önüne geçemezsiniz. Bunu uygulamaya çalışırsanız, almak zorunda olduğunuz yeni düzenlemelere güven kazanamazsınız. Dilimizde yaşayan, geniş bir kullanım alanına sahip, imlasıyla, harfiyle adeta bir parçamız haline gelen bu kelimeleri “yabancı kökenli” diyerek göz ardı edemezsiniz. Aksi takdirde diskalifiye olursunuz. Bu durumda yapılması gereken bu kelimenin Türkçe eş anlamlısını türetmektir. Zamanla ana dilin tadı yabancı kelimeyi dışlar ve o kelimeyi öldürür. Bunun olabilmesi için öncelikle bilimsel olmak ve izleyici ile bütünleşmek gerekiyor. Kalabalıktan kopuk bir düşünür, halkın dilini ne kadar gerçekçi bir şekilde yorumlayabilir? Bir ofis işi, politika oluşturma ve yalnızlıktan kim yararlanabilir? Ama bireyselliğin aşılmasını gerektiren ulusal birliğin temeli dil değil midir?

Bilim dünyasındaki hızlı gelişimi ve buna paralel gelen araç ve gereçleri engelleme mantığı olabilir mi? tabiki hayır. Ama bu ürünlerin acımasızca dilimize sokmaya çalıştıkları kelimeleri gölgeler gibi getirmesine izin veremeyiz. vermemeliyiz. Onları adlandırdığımız kelimeleri mümkün olan en kısa sürede ortaya çıkarmalıyız. Bir anlık gecikmenin verdiği zarar, bir kar tanesinin çığa dönüşmesinden farksız olacaktır. Kendi haline bırakıldığında söz bir hiç olur ve düşüncenin arkasına saklanarak avunuruz, sadece kendimizi kandırırız. Bu damlaların maliyeti zaman içinde hesaplanmalı, ister göl olsun, ister sel olsun, buna nasıl iyi dayanılır.

Sözcükler türetilirken iki aşamalı bir yol izlenmelidir. Bu iki aşamada bayrak üstte olmalıdır.

1- Mesleki inceleme: Uzmanlar, yapacakları inceleme sonucunda ortaya çıkabilecek kavramları belirlemek için henüz kullanılmış olan ürün etrafında toplanmalıdır.

2-Dil açısından inceleme ve sonuç: İlk aşamada uzmanlar tarafından elde edilen veriler dil uzmanları ile tartışılmalı ve dil yapısına en uygun yapılar belirlenmelidir.

Bu iki aşama tamamlayıcı bir mekanizma olmalıdır. Aksi halde işsiz bırakmak, sonucun sağlıklı olmayacağı ve şirketi şansa bırakacağınız anlamına gelir. Burada da eylem, bireysellikten ziyade ekip çalışmasına düşüyor. Ancak bu şekilde dil kirliliği önlenebilir. Ülkemizde ise bu işlerin yürütülmesinden sorumlu olarak TDK ön plana çıkmaktadır. Bu kanun gereği böyledir. Ancak kanun TDK’ya bu görevi verdiğinde bize ‘Bekle, bu senin işin değil’ diyorlar. O söylemedi. Bu nedenle bir an önce kenara çekilip birilerinden yardım istemek yerine bu milletin bir ferdi olarak üstlenmemiz gereken sorumluluğu bir an önce üzerimize almalı, yani “affetme” kılıfını üzerimizden atarak kendimize sahip çıkmalıyız. ve dilimizi koruyun.

Gelecek nesillerin gurur duyacakları bir dile sahip olmasını istiyorsak, Türkçe’den başka dil Türkçe’ye yakışmaz dersek, o zaman dilimiz korunsun.

Roman İnceleme Planı Yeni TDK Yayınları

Diğer gönderilerimize göz at

Yorum yapın