medyauzmani.com
İş hayatındaki tutkularımız ve insanız – Rüya Tabirleri

İş hayatındaki tutkularımız ve insanız


İyisiyle kötüsüyle zor, kolay, dalgalı bir akış içinde olduğumuz bu yaşam yolculuğunda, duyguları ne olursa olsun özü sevgi olan, hızla değişebilen, dengeli ya da dengesiz gelişebilen bir varlık düşünebilir miyiz? ? Ele alınan alanlarda bir insan ne kadar kendisi olabilir? Bizi başarıya götüremeyen biz miyiz? taşınmış olsa bile; Bu “ben olamayan bizler” hiç işe yarayacak mı? Kendimizi düşünelim, haddi aşmadan; Kızgın, neşeli, mutlu, mutsuz, günün en az 8 saatini hangi duygusal durumda geçiriyoruz? Bu duygularla ne gibi riskler alıyoruz ve çok benzer veya farklı kişiliklere ve duygusal durumlara sahip üstlerimizle etkileşime girdiğimizde hızlanmak veya yavaşlamak istediğimizde vites değiştirmek zorunda kalıyoruz? Bir düşünelim, bu zorunlu değişimin etkilerini nerede biriktiriyoruz? Bir düşünelim… Eşimizle, annemizle, babamızla, çocuğumuzla, evcil hayvanımızla, komşumuzla ve tüm tanıdıklarımızla farklı seviyelerde duygu alışverişinde bulunduğumuzda, çalışma hayatında duygularımız görmezden gelinebilir mi? Tabii ki bu imkansız. Duygularını görmezden gelerek iş veya özel hayatını başarılı bir şekilde sürdürebilen var mı? Duyguların yok sayıldığı profesyonel bir ekip olabilir mi?! Hemşire, öğretmen, bankacı, kasiyer, satış elemanı, hostes, doktor gibi birbirinden farklı ve bağımsız iş tanımlarını içeren her mesleğin konusu bir insan konusudur. İnsan doğası duygularla birdir. Duygunun insandan ayrı tutulamayacak bir olgu olması nedeniyle duygu kavramının tarihi insanlığın varoluşu kadar eski ve köklüdür. İnsanlık var olduğu sürece duygular var olacağından, duyguların neden olduğu davranış ve etkilere ve nelere yol açabileceğine çok dikkat edilmelidir. Duygular üzerine ilk araştırma on dokuzuncu yüzyıldan gelmektedir. Hawthorne çalışmalarıyla başlayan “insan ilişkileri hareketi”, araştırmacıları çalışanların duygularına dikkat etmeye yöneltmiştir. Yakın zamana kadar çeşitli çalışmalar çalışan memnuniyet düzeylerini ortaya koymaktan öteye gidemezken, son zamanlarda duyguların çalışma hayatındaki önemi defalarca incelenmiştir. Kurumsal ilişkilerde başarının ve performans çıktısının bir parçası olarak duygular, literatürde yaygın olarak kabul görmüştür. Bunun nedeni, çalışanın duygularının nihayetinde tükenmişlik sendromu, depresyon, kaygı/kaygı bozukluğu, düşük veya yüksek iş tatmini ve çalışan devri gibi sonuçlar doğurmasıdır. Aşağıdaki makale dizisinde her birini ayrıntılı olarak tartışacağız. Bu kadar derin sorunların kaynağının hangi duygular olabileceği sorulduğunda, tek bir cevap ve net bir tanım bulmak oldukça güçtür ve ortak bir tanım üzerinde fikir birliği yoktur. Duygular, tek tip olmayan ve tanımlanması zor bir kavramdır. Alimlerin her biri kendi alanlarında değerlendirmeler yapmış ve farklı tanımlamalar yapmışlardır. özetlemek gerekirse; Karmaşık çok yönlü süreçlerin sonucudur ve düşüncelerin aksine tüm bedensel tepkileri içerir. Ayrıca bu, insanların çevrelerine karşı geliştirdikleri anlam ve hafızalarında, genellikle toplumda yarattığı fizyolojik değişikliklerdir. Nihayetinde duygular, bir kişiyi harekete geçmeye motive edebilecek herhangi bir şey olarak ifade edilebilir. Zamanla psikolojik ve fizyolojik sağlığın temelini oluşturan duyguların köklü keşfi, “insan varlığının her alanında duygular vardır ve bunlar çok önemlidir” anlayışının gelişmesine yol açmıştır. Duyguların insan davranışı üzerindeki etkisi ve insan davranışının örgütlerin başarısı üzerindeki etkisi benimsenmiş ve bu bağlamda bazı politikalar geliştirilmiştir. Bu politikalardan bir sonraki yazı dizimizde bahsedeceğiz ancak iş ve aile hayatını destekleyen politikaların mentorluk ve danışmanlık gibi kurum ve sistemler tarafından uygulanması vakfın çalışmalarının bir parçası olması örnek alınması gereken bir konu. Böylece en önemli hazinesi insan olan örgütlerin, “duyguları anlamanın önemli” olduğunun farkına vardıkça, çalışanlarıyla etkileşim düzeyine ve standartlarına daha fazla odaklandıklarını görüyoruz. Nedene baktığımızda duygular algıları şekillendirir, davranışları yönlendirir ve başkalarıyla iletişimi etkiler (Frijda, 1986). Kısacası, tüm insan duygularını düşündüğümüzde, duyguların bedensel ifadeler de dahil olmak üzere hayatımızın çok büyük bir bölümünü etkileyebilen, düşünce ve algılardan etkilenerek daha güçlü hale getirilebilen psikofizyolojik değişiklikler olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu nedenle, duyguların çalışan sağlığı üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkileri ile bireysel ve örgütsel performans sonuçları nedeniyle tüm iş yaşamı süreçleri, stratejileri ve politikaları çalışanların duygusal süreçlerine odaklanılarak düzenlenmelidir. İSG Haber Telegram grubuna katılmak için tıklayınız İSG Haber Twitter hesabına erişmek için tıklayınız

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın