medyauzmani.com
NEDEN ÜLKEMİZDE MESLEK HASTALIKLARI YOK DENİLECEK KADAR AZ? – Rüya Tabirleri

NEDEN ÜLKEMİZDE MESLEK HASTALIKLARI YOK DENİLECEK KADAR AZ?


İSG HABER AJANSI
Prof. Dr. İbrahim AKKURTİş ve Meslek Hastalıkları / Göğüs Hastalıkları Uzmanı
Çalışma yaşamının uygun yürümesi için ortamın güvenlikli ve sağlıklı koşullarda olması yani İSG önlemlerinin tam olarak alınması, bu önlemlere rağmen ortaya çıkacak patolojilerin doğru bir şekilde kayıt altına alınması, bildirimlerinin uygun bir şekilde zamanında yapılması gerekir. Güvenlik önlemlerinin zedelenmesi halinde ortaya çıkan patolojilerin genel adı “İş Kazaları -İK-” iken sağlıkla ilgili önlemlerin yeterli olmaması halinde ortaya çıkan patolojilerin genel adı ise “Meslek Hastalıkları/İşle ilgili Hastalıklar- MH/İİH”dır. İSG bir bütüncül yaklaşımdır, İK ile MH bu bütünün birer parçasıdır başka bir deyimle her biri terazinin adeta birer kefesidir, benzerdir ancak aynı zamnada aralarında ciddi de farklılıklar vardır: ⦁ İş kazaları anlıktır; saniyeler-dakikalar-saatler içinde gerçekleşen birer olaydır; görülmemesi için özel bir çaba harcanmadıkça görünürler çünkü aynı zamanda birer adli vakadırlar…⦁ Meslek hastalıkları ise birer süreçtir; günler-haftalar-aylar-yıllar içinde oluşurlar, görülebilmeleri için özel bir çaba, uygun bir tanı, kayıt ve bildirim sistemi olmadıkça yani görünürlükleri için özel bir çaba harcanmadıkça görülemezler, bildirim yapılamaz yani resmi kayıt kayıt altına alınamazlar…Bu durum sadece ülkemize de özgü değildir; günümüzde bir çok ülkede maalesef meslek hastalıklarının görünür olmaması için o kadar çok çaba sarf ediliyor, organize olarak o kadar çok bariyer kuruluyor ki… İşte bir kaçı: ⦁ illiyet bağı(yasal nedensellik), ⦁ iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortacılık ablukası, ⦁ sorumlu işyerindeki tekil etken arayışı, etkilenen kişinin dış ortamdan sterilliği, ⦁ kişideki patolojilerin sistemce oluşturulan liste sistemi şablonuna uygunluğu, ⦁ etkilenen kişinin etkene iş ortamında resmi maruziyet süresi, ⦁ kişinin bu etkenden uzaklaştıktan sonra patolojinin ortaya çıkması için sistemin belirlediği yükümlülük süresi şablonu, ⦁ kişide etkilenmenin beraberinde mutlaka bir hastalık hatta maluliyet durumunun da zuhur etmiş olma zorunluluğu vb. Bunların hepsinin tüm meslek hastalıkları için olmazsa olmaz kurallar silsilesi şeklinde adeta birer bariyer olarak kullanılması meslek hastalıklarının %1’inden azını görünür kılmaktadır. İş kazalarının görünür olmaları durumu ne kadar işverenleri memnun etmezse, meslek hastalıklarının gizli kalmaları emek sömürücüleri tarafından o kadar memnun edicidir. Tabi ki bu memnuniyet katsayısının artışına sağlık sunum otoriteleri, sistem aktörleri ve bu sistemin çarklarının yürütücüsü biz hekimler de maalesef değişik şekilde yardımcı olmaktayız. Biz hekimler de kraldan daha kralcı bir yaklaşımla meslek hastalıklarının “gizli bir salgın” olarak kalmasına neden oluyoruz, üstelik bir çoğumuz bunun farkına bile varmıyoruz hatta böyle olduğunu aklımıza bile getirmiyoruz… Bu nedenlerledir ki Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2013 yılında meslek hastalıklarını “gizli salgın/hidden epidemi” olarak ifade etmiştir. Bu dediklerime kendi ana uzmanlık alanımdan bir örnek: bana gelen bir hastanın KOAH olduğunun tanısı için sistemin oluşturduğu ve dayattığı rehberler doğrultusunda, sistemin tanı araçlarını kullanarak, sistemin tanı maliyeti artışına katkı sunup, tedavi planlamasını da sistemin gerektirdiği kışkırtılmış tıbbi ilaçlar, cihazlar vs ile yerine getirip hem “bana düşen hastayı” hem de “düşüren sistemin para kazanan aktörlerini” memnun ederim… Peki, bu KOAH’lı hasta sigara içmeyen, 30-40 yıl kaynak dumanı ya da boya maddeleri, kimyasallar, maden tozları vs solumuşsa bunu “yasal tanıya delil oluşturacak şekilde tıbbi bir mesleki KOAH” tanısına dönüştürebilir miyim? Hayır! mümkün değil… Bahsettiğim bu durumu nörolojik, kardiyo vaskülerr, endokrin, romatolojik, onkolojik vs. hemen tüm uzmanlık alanlarının hepsine de uyarlamak mümkündür. Bu nedenledir ki hastalıkların hemen tümünün nedensellik/etyolojik/illiyet bağı tanımlamaları çok da fazla irdelenemez çünkü gerek yoktur, çünkü çoğunlukla “idiopatik: bilinmez nedenli”dirler… Hemen tüm klasikleşmiş kitaplarda hastalıklarının çoğunun nedeni “idiopatik” olarak yazılıdır ve koca koca hocalar tarafından da bu böyle belletilir hekimlere…Tablo-1 ve grafikteki durum bu öğretinin de bir sonucudur; bu işin bir boyutudur… Tablo-1’de son 8 yılda SGK verileriyle İSG alanında ülkemizdeki durum görülüyor. SGK kayıtlarında iş kazalarından olan ölümler İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) meclisinin verilerinde “iş cinayetleri” tanımlamasını hak edecek boyutta, resmi rakamların 2 misline yakındır. İş kazalarında hal böyle iken meslek hastalıklarında durum daha korkunç boyutlardadır. Çünkü 2013’de ILO’nun tüm dünyada “gizli salgın” olarak tanımladığı meslek hastalıkları ve dolayısıyla bunlara bağlı ölümler adeta kasıtlı olarak kayıtlardan silinen, üstü örtülen, görünmez kılınan bir boyuta taşınmıştır.
Tablo-1: Son 8 yılda SGK’nın İSG verileri
Tablo’daki iş kazaları ve meslek hastalıkları sayılarını grafikte göstermeye kalktığımızda bu durum daha net görülüyor; daha doğrusu meslek hastalıklarının görünmezliği daha çarpıcı bir şekilde aşikar hale geliyor. Şu günlere 2021 SGK istatistikleri de yayımlanacak ve çok farklı bir tablo olmayacağı aşikardır…
Grafik-1: Meslek Hastalıklarının İş Kazalarına göre gizlenme boyutu
Oysa ILO hala son yayınlarında da dünyada yılda 340 milyon iş kazası, 160 milyon meslek hastalığı projeksiyonunu veriyor yani dünya gerçekliğinde meslek hastalıkları sayıları iş kazaları sayılarının yarısına yakındır. Ölümlerde ise durum bunun tersinedir; meslek hastalıkları/işe bağlı hastalıklardan ölümler iş kazalarına bağlı ölümlerin 6 katından daha fazladır; dünyadaki tüm epidemiyolojik projeksiyonlar bu yöndedir. Başka bir ifade ile bir ülkede ISG alanındaki ölümlerin %14’i iş kazalarına %86’sı meslek hastalıkları/işe bağlı hastalıklara bağlıdır. Bunun böyle olması da beklenebilecek bir durumdur. Çünkü çalışma yaşamında 1 milyondan fazla zararlı etmen var (fiziko-kimyo-biyo-psiko-sosyal etmenler) ve maalesef bunların 10 binden azının kısa-orta vadedeki etkilerinin test edilebildiği klasik kitaplara da geçmiş bir gerçekliktir. Peki geri kalanı? Geri kalanı tabi ki halen kullanımdadır ve insanlar ciddi olarak etkilenmektedir ancak etkilerinin görünür kılınamaması için her şey yapılmaktadır… Oysa, bir çok çalışmada gösterilmiştir ki tüm klinik uzmanlık alanlarının pratiğindeki hastalıkların en az %5-25 mesleksel maruziyetlere bağlıdır ancak yukarıda da ifade edildiği gibi bunların hemen tamamı tıbbi kayıtlara etken irdelemeden “idiopatik/esansiyel: nedeni bilinmeyen” olarak geçmektedir. Çünkü ülkelerin meslek hastalıkları tanı sistemlerini oluşturamamaları halinde işe bağlı hastalıkların / meslek hastalıklarının gün yüzüne çıkması mümkün değildir. Bu hastalıklardan ancak sigorta kurumlarınca yasal tespiti yapılanlar, maluliyet -sakatlık- arazlar nedeniyle şikayet konusu olanlar, mahkemeye düşenlerden çok azı meslek hastalıkları olarak kabul edilmektedir. Dünyada her yıl 160 milyon kişide işe bağlı hastalıklar-meslek hastalıkları-nın beklendiği ILO tarafından da ifşa edilmiş inkar edilemez bir gerçekliktir. Meslek hastalıklarının saptanamamasının en somut örneği son yılların ekonomik anlamda dünyada gelişen iki büyük devi Çin ve ülkemiz üzerinden verilebilir. Nüfusa orantıladığımızda dünya nüfusunun nerdeyse 1/4-1/5’ne sahip Çin gibi bir ülkede tüm çalışma ortamlarındaki koşullar dünya ortalamasının da üstünde iyi olsa bile düz bir mantıkla her yıl dünyada görülmesi beklenen 160 milyon meslek hastalığının 1/4-1/5’nin yani yılda en az 20-30 milyon meslek hastalığının görülmesini beklemek gerekir. Oysa Çin’de 2010 yılında sigortacılık kurumlarının yasal kayıtlarına geçe(bile)n meslek hastalıklarının sayısı sadece ve sadece 27.400’dür. Bu konudaki ikinci örnek ise ülkemizdir çünkü ILO’nun bu son tespiti maalesef ülkemiz için de aynen geçerlidir. Ülkemizde de kayıtlı en az 20 milyon çalışan var; tüm çalışma ortamlarımızın dünya standartlarında olduğunu kabul etsek bile ülkemizde yılda en az 200 bin civarında meslek hastalığı tanısının konulması beklenir. Oysa ülkemizin resmi kayıtlarına sadece ve sadece “sigortacılık işlemi bitmiş” olgular girebilmektedir ve bunların sayısı da yılda 500-1000 civarıdır. ILO işe bağlı hastalıklar ve kazaların direk ve dolaylı zararlarının dünya ülkelerinin ekonomisine maliyetinin ülkelerin gayrisafi mili hasılalarının en az %4’nün kaybına, başka bir ifadeyle dünyada bu konularda önlem alınmamasının dünyaya küresel maliyetinin en az 2.8 trilyon dolar olduğuna dikkat çekmektedir. Ülkelerin bu konudaki sigortacılık sistemlerini proaktif yaklaşıma dönüştürmemelerinin faturasının kendilerine giderek çok daha büyük yükler getireceği ifade edilmektedir. Bu nedenle ILO son yıllardaki bildirilerinde gerek insan sağlığını korumak, geliştirmek gerekse de ciddi ekonomik yıkımlara yol açmamak için ülkelerin meslek hastalıkları tanı sistemlerinin ivedilikle gözden geçirilmesi gerektiği ifade etmektedir. Çünkü korunmanın olabilmesinin ilk koşulu önce tanımaktır, tanı koyabilmek, riski görebilmek, tehlike oluşumunu ortadan kaldırmanın yollarını bulmaktır. Maalesef ülkemiz dahil olmak üzere dünyadaki ülkelerin yarıdan fazlası çağdaş meslek hastalıkları tanı sistemlerini geliştirmiş-oluşturmuş değillerdir. Özellikle kontrolsüz küçük ve orta ölçekli işletmeler çığ gibi büyümekte ve bu yerler maalesef “görülemeyen-bilinemeyentanı dahi konulamayan hastalık üretim merkezleri” haline gelmektedir. EUROSTAT’ın 27 Avrupa Birliği ülkesinde 2007’de yaptırdığı, 2010’da yayımladığı istatistik çalışmasında beyana dayalı işe bağlı hastalıkların (tıbbi meslek hastalıkları) 15-64 yaş arası çalışan nüfusun %8.6’sına kadar çıktığı, EU zonunda 2007 itibarıyla 27 milyon çalışanda işle ilgili meslek hastalığı olduğu ortaya konulmuştur. Aynı çalışmayı benzer yöntemle ülkemizde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’de 2007’de ve 2013’de ülkemizde yapmış; 2007’de kişilerin %3’ünden, 2013’de de %2’sinden fazlasının son bir yıl içinde işleri ile ilgili bir hastalık geçirdikleri saptanmıştır. Yani ülkemizde işe bağlı hastalıkların yıllık sayısının en iyi tahminle yüz binlerle ifade edilmesi gerektiği ancak maalesef “meslek hastalıkları tanı sistemi”miz olmadığından bunların kayıt altına alınamadığı bir kez daha teyit edilmiştir. Peki, neden meslek hastalıklarını saptayamıyoruz? Bunun belki de en önemli nedeni dünyada da ülkemizde de işin alfabesinde yani terminoloji ve tanımlamasında ciddi bir karmaşa olmasıdır. Hangi meslek hastalıklarını, hangi yolla, nasıl tanımlayacağız ve neden tanıyacağız? Çünkü meslek hastalıklarının ilk defa Ramazzini tarafından telafuz edilmesinin üzerinden 300 yıl geçmiş olmasına rağmen üzülerek söylemek gerekir ki maalesef bu konuda henüz bir netlik yok. Bu nedenle ILO ve onu referans alan dünyadaki dev kurum ve kuruluşlar maalesef meslek hastalıkları konusunda tekrar işin başına dönmek zorunda kaldılar. Bununla ilintili olarak yanıt bekleyen birçok soru gündeme gelmeye başladı: Meslek hastalıkları nedir? Ne değildir? Meslek hastalıkları (MH) kavramını tam olarak anlamak, hangi MH’da “yasal hiçbir şe yapmaya gerek yoktur”u; hangi MH’nın “rutin bir hekimlik uygulaması” olduğunu ve her hastalıkta olduğu gibi ülkelerin sağlık bakanlıklarının kayıt sitemine girmesi gerektiğini artık netleştirmek zorundayız. Tıbbi Meslek Hastalığı nedir? Tıbbi meslek hastalığı bir etyolojik tanımlamadır. Günümüzün gelişen tıbbi koşullarında artık net olarak biliyoruz ki hemen hiçbir hastalık tek bir nedene bağlı değildir. Hekimlik pratiğimizde karşılaştığımız hemen tüm hastalıklar multifaktöryel etyolojilidir. Bu faktörleri de kabaca intrinsik ve ekstrinsik faktörler olarak ayırmak hemen tüm temel tıbbi kitap ve metinlerimizin ortak bir yaklaşımıdır. Kişinin yaş-cins-immünolojik-serolojik-mekanik savunma vb özelliklerini etkileyecek yapısal-kalıtsal özellikleri intrinsik faktörlerin içinde tanımlanmaktadır. Sigara, dış ve iç ortam hava kirliliği, mesleksel maruziyetler, diyet, kimyasallar vb tüm koşullar ve durumlar da ekstrinsik faktörlerin içinde ifade edilmektedir. İşte “tıbbi meslek hastalığı” terimi bu tip rutin pratiğimizde sık karşılaştığımız zorunlulukların bir ifadesidir. Çünkü şu anda nerdeyse bir karmaşaya ancak bu gidişle de şimdiden önlem alınmazsa bir kaosa gidebilecek bir durumun oluşmamasının bir tedbiridir. Bu nedenledir ki son 2-3 dekattır ABD/Avrupa başta olmak üzere bir çok ülkede tıbbi meslek hastalığı tanımlaması benimsenmiş hatta bu tanımın içine işle ilgili hastalıklar, işin arttırdığı hastalıklar, işin ortaya çıkardığı hastalıklar kavramları dahil edilmiştir. Yine bu nedenledir ki 27 Avrupa Birliği ülkesinin 2007 verilerinin yayınlandığı Eurostat 2010’da 15-64 yaş arasında çalışan kişilerin %8.6’sında işle ilgili hastalıkların görüldüğü ifade edilmiştir. Saptanan tıbbi meslek hastalıklarının (işle ilgili hastalık) yarısını kas iskelet sistemi, ¼’nü psikolojik rahatsızlıklar oluşturmaktadır. Yani bildirilen her 4 tıbbi meslek hastalının 3’nü bizim sistemimizde-hekimlik pratiği mentalitesi-kültüründe olmayan ya da rutin pratiğimize henüz girmeyen hastalıklar oluşturmaktadır. Gerek kas iskelet sistemi hastalıkları, gerek psikolojik sorunlar gerekse de diğer sistem patolojilerinin tek etkenli olabileceği düşünülemeyecek bir gerçekliktir. Birebir illiyet bağı olan akciğerin toz hastalıkları(pnömokonyozlar) ile intoksikasyonlar bile tek nedenli değildir. Pnömokonyoz yapıcı ortamda çalışan kişilerin tamamında pnömokonyoz görülmez; en kötü koşullarda bile pnömokonyoz görülme sıklığı %10’lar civarındadır. Kişilerin sigara içip içmemesi, solunum sisteminin mekanik-fonksiyonel-hücresel düzeydeki savunma mekanizmasının durumu pnömokonyoz oluşumunda en az kişinin maruz kaldığı ortamdaki tozun yoğunluğu ve cinsi kadar önemlidir. Bu nedenle meslek hastalığını öncelikle tıbbi olarak düşünmek; “tıbbi meslek hastalığı” gibi bir etyolojik tanımlamayı kullanmak bir zorunluluktur. Yasal Meslek Hastalıkları Nedir? Günümüze kadar tek başına “meslek hastalığı” terimi hemen hemen her ülkede “yasal meslek hastalığı”nı çağrıştırmış, bu yönde uygulama görmüştür. Yasal meslek hastalığı ise hukuki delillere dayanarak bir illiyet bağı ile nedenselliği ortaya konulan; etkilenen kişiye bir takım sosyal ve yasal kazanımlar sağlayan durumların hepsidir. Bu nedenle de tanı süreci en iyi sistemlerde bile en az 1 yıl süren ancak ihtilaf durumlarında bu sürecin bazen yıllarca devam ettiği bir tablodur. Başka bir ifade ile pratikte “yasal meslek hastalığı iş kazası ile eşdeğerdir”. Çünkü ikisinde de aynı sigortacılık (İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları (İKMH) sigortası) mantığının yasal kuralları geçerlidir. Bu nedenledir ki günümüzde birçok ülke meslek hastalıkları tanımlarını, yaklaşımlarını değiştirmektedirler. Çünkü her tıbbi MH’nı yasal MH olarak algılamak; yasal ve sosyal açıdan “iş kazası” ile eşdeğer bir yaklaşımı uygulamak zorunda olmak demektir. Oysa İKMH sigortacılık kolu gerek yapısı, kaynaklarının temini, bu kaynakların hak sahiplerine aktarımı diğer sigortacılık kollarından (ihtiyarlık, emeklilik, hastalık, ölüm vb) oldukça farklıdır. İlk fark; diğer sigortacılık kollarında “sigorta primi” kişinin kendisi-sigortalının-çalışanın kendisi tarafından karşılanır. Oysa İKMH sigortacılık kolunun primi “işin risk durumuna göre” kişiyi istihdam eden özel-tüzelkamu “işveren”i tarafından karşılanır. Hatta burada son İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) yasamızda olduğu gibi birçok ülkede çalışma barışı açısından bu sigorta kolunun priminin belli bir kısmı devlet erki tarafından da karşılanır. İşte bu nedenledir ki bir iş kazası olduğu an “yasal-adli bir süreç” başlar; başlamak zorundadır. Bu sürecin iki temel amacı vardır: Risk ile saptanan hastalık arasındaki illiyet bağını belgelemek Kişinin yaşamsal bütünlüğünde ne kadar hasar olmuş? Bu hasarın maddi tazmin oranını belirlemektir. Bu iki durum da aslında bir biriyle ilintilidir. İlliyet bağı ile kusurun kimde olduğu, kazanın oluş koşulları, olan durumla bu koşulların nedenselliğini araştırmak zorunludur ki sonuçta İKMH sigortası ikinci durumun oranına göre (maluliyet oranı-fonksiyonel bütünlüğün kayıp oranı) yapacağı sağlık, sosyal ve yasal (tazminat vb) yardımların giderlerini ‘rücu’ edeceği bir suçlu arayacaktır. Çünkü kişiye İKMH sigortacılık kolu tarafından yapılacak yardımlar kişinin yaşamı sonlandıktan sonra da devam edecektir. İşte tek başına “meslek hastalığı” yasal ve sosyal açıdan bire bir ‘iş kazası’ ile aynı anlamı taşır. Meslek hastalığı terimini “tıbbi meslek hastalığı (işle ilgili hastalık)” olarak daha başlangıç aşamasında tanımlamadıkça anlaşılacak durum doğaldır ki bu ‘yasal meslek hastalığı’dır. Ki bu da birebir iş kazası ile aynı kategoridedir.Meslek hastalıkları bildiriminde hangi model olursa olsun yeni bir paradigma, tıbbi korunmayı önceleyen yeni bir meslek hastalıkları tanı sistemi modelinin kaçınılmaz olduğu artık su götürmez bir gerçektir. Kurulacak yeni meslek hastalıkları tanı sistemi ile tıbbi meslek hastalıkları tanısın konulabilmesi halindeki olası yararları şöyle özetlemek mümkündür: ⦁ Meslek hastalıkları tanısının doğru konulması, kayıt altına alınması⦁ Tıbbi meslek hastalığı tanısı konulan kişinin hastalığının progresyonunun önlenmesi, kişide kalıcı hasarların, maluliyetlerin oluşmasının önlenmesi(dördüncül korunma). ⦁ Erken tanı ile çalışanlarda morbidite ve mortalitenin önlenmesi (üçüncül korunma).⦁ Aynı ortamda çalışan diğer kişilerde de etkilenme olup olmadığının araştırılmasının sağlanması (ikincil korunma).⦁ Çalışma ortamının hastalık üretim merkezi olmasının önlenmesi için konunun asli sahibi olması gereken kurumca (ÇSGB-İSGGM) gerekli önlemlerin alınmasının sağlattırılması (birincil korunma).⦁ Yasal meslek hastalıkları tanı sistemi için tıbbın gelecekte hukuka dönüşümünün delillerinin oluşturulması.⦁ Her gün çalışma ortamlarına insanlardaki etkileri test bile edilemeden pompalanan onlarca-yüzlerce zararlının etkilerini saptayabilecek bir mekanizmanın oluşturulması ki bu en ileri screening toksikolojik yöntemden de ileridir, gereklidir, zorunludur. Çalışma alanlarındaki iç ortam hava kirliliğinin çevreye zararının önlenmesi; hava kirliliğinin (DSÖ tarafından tek başına grup-1 kanserojen sınıfına alındı) önlenmesi; ortamda olmayan masum çoluk-çocuğun etkilenmesinin önlenmesi (toplumun korunması). Çalışmadığı, üretmediği, hizmet sunumunu gerçekleştirmediği takdirde bireysel ve sosyal yaşamını idame ettiremeyecek herkes “çalışan”dır. Bu klasik anlamda işçiyi de, doktoru da, öğretmeni, bilim insanını, kapıdaki yardımcı personeli, hemşireyi, mühendisi vd. hepsini kapsar. Çalıştıran kişi ve sistem karşısında bir güç oluşturur; birlikte hareketle çalışma ortamlarının hastalık üretim merkezlerine dönüşümünü, insanca yaşam koşullarının oluşturulmasının yollarını açar. Bu kavramların içselleştirilmesi ile oluşturulacak “tıbbi meslek hastalıkları tanı sistemi” çalışma ortamlarının daha sağlıklı ortamlara dönüşümünü sağlayacaktır. Çünkü:⦁ SGK’ya bildirilen her meslek hastalıkları(yasal) vakası, en az 100 (belki de 200) meslek hastalıkları/işle ilgili hastalıkları(tıbbi) olgusunun “gizli salgın” kategorisine alınması yani hiçbir kayıt ve bildirim sistemine dahil olmamasına yol açıyor… Bu anlamda SGK demek İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları (İKMH) sigortacılık kolu demektir: maluliyet-tazminat- iş mahkemeleri- adli tıp- üst mahkemeler vb girdap demektir. Oysa yukarıda da ifade edildiği gibi meslek hastalıkları/işle ilgili hastalıkların %1’inden çok azı bu kategoridedir. Meslek hastalıkları tanı sistemini 3 kuruşluk bıktırıcı ve bezdirici maluliyet/tazminat odaklı tuzağından kurtarmadıkça meslek hastalıkları sayılarımız devasa iş kazaları sayılarına göre yukarıdaki grafikte de gösterildiği gibi yerlerde sürünmeye mahkum olmaya devam eder maalesef…⦁ İşe bağlı hastalıkları/meslek hastalıklarına bağlı ölümlerin saptanabilmesinin yollarının açılmasın ilk adımı da tabi ki meslek hastalıkları tıbbi tanı sistemini oluşturmak; başkaca bir illiyet bağına gereksinim duymadan gereken durum ve koşullarda tıbbi meslek hastalıkları tanısını, yasal meslek hastalıkları tanısı ve buna bağlı ölüm için yeterli bir kanıt olarak kayda geçmektir. ⦁ Çalışma ortamlarındaki birincil korunmanın yetki ve sorumluluğu tabi ki çalışma bakanlığı yetki ve sorumluluğundadır ancak bu ortamlarda çalışan profesyonellerin işverene özlük hakları göbek bağıyla bağlı olma zorunlulukları yeniden gözden geçirilmelidir.⦁ Sağlık gözetiminin sağlık otoritesi sorumluluğu/yetkisine verilmesi, İş Yeri Hekimliği boyutunun bu alanda dünyadaki gelişmeler doğrultusunda hekimler için çoklu gelir kapısı olma düşüncesinin artık terk edilip tam zamanlı, tam eğitimli, tam yetkili işe bağlı hastalıkları/meslek hastalıklarını bağımsız hekim kimliği ile tanı ve takibini yapabilen; çalışma ortamlarındaki tehlikelerin riskini iş yeri içinde boğulmadan çalışanları değerlendirerek kaçakları saptayıp kayıt ve bildirimini yapabilen bir formasyona geçişini sağlamak.⦁ Tıp eğitimini tıbbın tanısal ve sağıltım kışkırtmasından hastalıkların etyolojik nedenlerine, önlemlerine odaklayacak bir yapıya evrilmesi…⦁ Maluliyet değerlendirme işlemlerinin hem davulun hem tokmağı elinde tutan sigortacılık kurumundan bağımsız hekimlik kurumu ve ilkelerine bağlamak.Sonuçta yukarıdakileri tekraren özetleyecek olursak: ILO’nun ifade ettiği gibi 21.yüzyılda birçok paradigmayı değiştirmek zorundayız. Bunun ilk yolu da terminolojiyi değiştirmekle işe başlamak gerekmektedir. Konu sadece mavi yakalıların sorunu değildir; tüm çalışanların sorunudur. Bu nedenle belli bir düşünce sistemi içinde olan bazı kişilerin çok hoşuna gitmese de ‘işçi’ kavramını ‘çalışan’ kavramına dönüştürmek zorundayız. Çalışmadığı, üretmediği, hizmet sunumunu gerçekleştirmediği takdirde bireysel ve sosyal yaşamını idame ettiremeyecek herkes ‘çalışan’dır. Bu klasik anlamda işçiyi de, doktoru da, öğretmeni, bilim insanını, kapıdaki yardımcı personeli, hemşireyi, mühendisi vd. hepsini kapsar. Çalıştıran kişi ve sistem karşısında bir güç oluşturur; birlikte hareketle çalışma ortamlarının hastalık üretim merkezlerine dönüşümünü, insanca yaşam koşullarının oluşturulmasının yollarını açar. Benzer şekilde iş/işçi sağlığı kavramını da çalışan sağlığı kavramına dönüştürmek zorundayız. Bu kavramların içselleştirilmesi ile oluşturulacak “tıbbi meslek hastalıkları tanı sistemi” çalışma ortamlarının daha sağlıklı ortamlara dönüşümünü sağlayacaktır. Ancak bunu konunun anayasal sorumlusu olan Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının işin özüne yönelik ciddi aktivasyonları ile başarabiliriz. Devlet erki düzeyinde bu aktivasyonu TTB, TMMOB gibi sivil kuruluşlar, işçi ve işveren kuruluşlarıyla üniversiteler başta olmak üzere konunun tüm ilgililerini, sivil toplum kuruluşları hızlandırabilir. Bunun ikinci aşaması ya da bununla paralel olarak artık çalışma yaşamında çalışma koşullarına bağlı gelişen patolojilerin tanı-tedavi-izleminin ayrı bir uzmanlık alanı olduğu bilincinin geliştirilmesi; üniversiteler başta olmak üzere konuyla ilgili kurumlarda bu yönde ciddi gelişmelerin, değişikliklerin yapılması da artık kaçınılmaz bir zorunluluktur. Maluliyet, tazminat, hukuki, takip gerektiren durumlar meslek hastalıklarının yasal meslek hastalıkları boyutudur ki bu durum tüm meslek hastalıklarının %1’inden azdır. Bu %1 için maalesef %99’u oluşturan tıbbü meslek hastalıklarının üstü örtülüyor görünür kılınması engelleniyor. Oysa Covit-19 örneğinde olduğu gibi gelişen her an yeni etkenlerle karşılaşma riskimiz var. Günlük yaşamımıza 3 bin ürünle giren nanoteknolojinin ana maddesi olan nanopartiküllerin nasıl etkileri olacağını ancak ve ancak sağlık otoritesi kontrolünde düzgün tıbbi meslek hastalıkları tanı sistemleri ile ortaya koyabiliriz.
Yararlanılan bazı kaynaklar⦁ Akkurt İ. Meslek Hastalıkları Hastanelerine işlerlik kazandırılması konusunda genel görüşler. Toplum ve Hekim 1996; 11: 50-56⦁ Akkurt İ. Pnömokonyozda ILO standartlarında radyolojik değerlendirme. Toraks Degisi 2001; 2(2):62-71⦁ Akkurt İ, Şimşek C. Do we need to redefine occupational health terminology? WHO The Global Occupational Health Network GOHNET Newsletter No.22 November 2013 Edition:13-4⦁ Akkurt İ. Dünyada ve ülkemizde meslek hastalıkları salgının gizli kalması nasıl başarıldı? ⦁ Akkurt İ. Mesleki Solunum Hastalıkları, 3.baskı, İstanbul, 2021 ⦁ Akkurt İ. Dünyada ve ülkemizde meslek hastalıkları tanı sistemleri, yeni bir model önerisi, TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, 0cak-Haziran 2014: 30-38⦁ Akkurt İ. Meslek Hastalıklarında işverenin sorumluluğu. I.İş Hukuku Kongresi Tebliğler Kitabı, 2022, Aristo Yayınları:265-279⦁ European Commission. Report on the current situation in relation to occupational diseases’ systems in EU member states and EFTA/EEA countries, in particular relative to commission recommendation 2003/670/EC concerning the European Schedule of Occupational Diseases and gathering of data on relevant related aspects. March 2013 ⦁ International Labour Office. Guidelines for the use of the ILO International Classification of Radiographs OF Pneumoconioses. Revised Edition 2011, Occupational Safety and Health Series 22, Geneva⦁ International Labour Organization. The Prevention of Occupational Diseases. 2 million workers killed every year. World Day for safety and health at work 28 April 2013 ISBN 978-92-2-127447-6 (web)⦁ ILO List of Occupational Diseases (revised 2010). Programme on Safety and Health at Work and the Environment (SafeWork)⦁ International Labour Office. National System for Recording and Notification of Occupational Diseases Practical guide. Programme on Safety and Health at Work and the Environment (SafeWork), First published 2013, ISBN 978-92-2-127057-7 (web), Geneva⦁ ILO Safety and health at work. ILO (updated 2016; cited 2016 January 19). Available from ILO Safety and health at work. The prevention of occupational diseases. World Day for safety and health at work 28 April 2013⦁ ILO Safety and Health at the heart of future of work. A Compilation of think pieces. First published 2019, ISBN: 978-92-2-133718-8 (web pdf) ⦁ İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu Kanun Numarası : 6331 Resmî Gazete : Tarih : 30/6/2012⦁ Türkiye İstatistik Kurumu) –2006-2007 iş kazaları ve işe bağlı sağlık problemleri araştırma sonuçları, T.C Başbakanlık TÜİK haber bülteni, 25 Mart 2008, sayı: 50 ⦁ Türkiye İstatistik Kurumu) – İş kazaları ve işe bağlı sağlık problemleri araştırma sonuçları, T.C Başbakanlık TÜİK haber bülteni, 24 Aralık 2013, sayı: 16118 ⦁ WHO The Global Occupational Health Net – GOHNET Newsletter, Issue No. 12, 2007
İSG Haber  Telegram grubumuza katılmak için tıklayınız
İSG Haber Twitter hesabımıza ulaşmak için tıklayınız

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın